A Spatial Conception Based On Walking: Critical Walk
Tez Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: İstanbul Teknik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Mimarlık Bölümü, Türkiye
Tez Danışmanı: Pelin Dursun Çebi
Tezin Onay Tarihi: 2023
Tezin Dili: İngilizce
Desteklendiği Program: Diğer
Özet:
Özetini okumakta olduğunuz tez, bir araştırma konusu veya sorusu bulma arzusuyla filizlenmedi. Sıfırdan başlamadı veya yeni karşılaşılmadı. Hangi başlangıç noktası beni yürüme eylemi üzerinde düşünmeye itti? Edward Said'in de (1975) ifade ettiği gibi, başlangıç pragmatiktir. Yani, siz bir okuyucu olarak benim bu teze nereden ve nasıl başladığımı merak ediyor olabilirsiniz. Hatta, tezi anlamaya başlamak için bunu merak ediyorsunuzdur. Aynı zamanda başlangıç teoriktir (Said, 1975). Öyle ki, araştırma konusu birkaç cümle ile ifade edildiğinde hangi epistemden yola çıkılarak bu başlangıcın yapıldığı sorulabilir. Şüphesiz, bu başlangıca gelene kadar taşıdığım kimlikler, kişiliğim, karakterim, "ben bir mimarım" deyişim kente olan tavrımı, bilincimi; kentle ve mekânla ilgili çalışma biçimimi, zihniyetimi etkiledi.
Mimarlık okuluna başladığımda daha önce neredeyse hiç bilmediğim bir şehre de –İstanbul– yeni taşınmıştım. Şehrin sokaklarında, sınırsız saatler boyunca dolanıp duruyordum. Yeni tanıştığım bu şehri keşfetmenin deneysel bir yolunu fark ettim: yürümek. Bir yandan da mimarlık okuyordum. Daha ne olsun! Mimari tasarım stüdyolarında, her dönem yaptığım keşif gezilerinde, bedenimin yürürken kentin topografyasıyla kurduğu ilişkinin çok çeşitli formlarıyla karşılaştım. Stüdyoda keşif gezisi yaptığımız yerle ilgili bir üretim yapacaksam eğer, oraya bir defa gitmiş olmak bana yetmiyordu. Neredeyse her hafta gidiyor ve farklı bir noktasından başlayarak yürüyordum orada. Haftanın farklı günlerinde, bazen de günün farklı saatlerinde… Sanırım böylece azılı bir yürüyüşçü oldum. Ben yürüdükçe zamanın, mekânın ve yürüdüğüm izlerin çoğalması, bedenimle var olan mekânsal deneyimin de kendi içinde aynı sayıda katmanlaştığını keşfetmemi sağlayan olgu oldu.
Bedenimle var olan mekânsal deneyimin ben yürüdükçe çoğaldığını ve katmanlaştığını kavrayınca beden-mekân ilişkilerine dertlenmeye başladım. Mimarlık düşüncesi ve kuramı üzerine okudukça, beden ve mekân ilişkilerine dair çok daha fazla soru soruyordum. Bu tezde, beden-mekân ilişkisine dair sorgulamalarımdan yola çıkarak, bütün bir fikir ağını yürüyüş yoluyla somutlaştırmayı hedefliyorum. Yürüme eyleminin, mekânsal deneyimi çoğaltan ve katmanlaştıran, beden-mekân ilişkisini tetikleyen ve bu yolla bedenin mekânla diyalog kurmasını sağlayan bir eylem olduğunu savunuyorum. Araştırmayı dört ana başlık altında açıyorum. Bu başlıklar sırasıyla, AYAK BASACAK YER, KALKIŞ NOKTASI veya GİRİŞ; YÜRÜME; YENİDEN YAZMA ve VARIŞ olarak belirlendi. Tez formatının bana sertçe önerdiği başlık, alt başlık, daha alt başlık biçimindeki doğrusal ilişkiyi sürdürmem gerekiyor olsa da, ben tez kurgusunu diyagramatik olarak ele aldım ve tüm başlıklar arasında çoğul ilişkiler kurmaya çalıştım.
AYAK BASACAK YER, KALKIŞ NOKTASI veya GİRİŞ bölümünde, tezin kuramsal omurgasını kurmaya çalışıyorum. Birbirini hiyerarşik biçimde takip etmeyen beş alt başlıkta; tezin kalkış noktası olan sorgulamalarımı, üzerine daha fazla tartışılması gerektiğine inandığım pratikleri, bedensel mekân deneyiminin ve deneyimin temsilinin indirgendiği yaklaşımlara dair eleştirimi, bu tezi yazmaktaki amacımı ve metodolojimi aktarıyorum. Sorgulama kısmında; süregelen kartezyen ve rasyonel beden ve mekân düşüncelerinin, beden ve mekân etkileşimlerini oranlara, ölçümlere ve görselliğe indirgiyor olduğunu ifade ediyorum. Bu sorgulama dört ayakta toplanan alt sorularla bir bütünlüğe ulaşıyor. Bunlardan ilki; kent ve mekân anlayışımız, beden-mekân ilişkisinin bu anlayış çerçevesinde nasıl kurulduğu, kent mekânının beden ve onun hareketi ile nasıl kavrandığı ve algılandığı ile ilgili. İkincisi; deneyimin temsilindeki sorunsallara işaret etmek üzere sorguyu konvansiyonel mimari inceleme ve temsil araçlarına yöneltiyor. Sigfried Giedion'un (2008), perspektif çiziminde, nesnelerin, mutlak şekillerine veya ilişkilerine atıfta bulunulmadan, belirli bir gözlem noktasından nasıl görüldükleri gibi düz bir yüzeye yansıtılarak üretildiğini ve bu aracın mimaride tartışılmaz bir kanon haline geldiğini aktarması bu sorgulamayı daha da tartışılabilir kılıyor. Üçüncü alt sorguda, kenti kuş bakışı görme arzusunun, kenti anlama ve tasvir etmedeki baskınlığına, zemin kotundaki deneyimselliği ve doğru algı ölçeğini yakalayamamasına yoğunlaşıyorum. Son sorguda ise, plan çiziminin, mimari temsilde en çok kullanılan araç olmasını, Manfredo Tafuri'nin (1998b) planın ideolojisi tartışması bağlamında sorunsallaştırıyorum. Dört ayaklı sorgulamamı, Henri Lefebvre'in (1991) dile getirdiği, mutlak mekânın 1910 civarında paramparça olduğu, Öklidci ve perspektivist mekânın diğer gönderme biçimleriyle beraber yok olduğu an ifadesi ile beraber düşünüyorum. Kayıp Parçalar kısmında; yürüme yoluyla ifade edilen deneyimlerin çeşitliliğine literatürde yeterince önem verilmediğini, ideal mimar gözünden mekân üzerine çok fazla şey yazıldığını, ancak performatif eylemler ve bitmemiş temsil olanaklarını bir araya getiren eleştirel mekânsal pratikler üzerine yeterince düşülmediğini, Sarah Wigglesworth'ün (2005) "Masa Bozumu" (The Dining Disorder) çizimi üzerinden kavramsallaştırıyorum. Sorgulama ve Kayıp Parçalar kısımlarının üst üste düşmesinin ardından ortaya çıkan Eleştiri kısmında, sorgulamalarımı kuramsal bir tartışma ile derinleştiriyorum. Bunu yaparken hava görünüşünün kültürel tarihine (Dorrian, 2007), ortagonal veya perspektif çizimlerin özne ile kurduğu ilişkiye (Forty, 2000), modern hareket ile mimarlığın temasındaki çelişkili durumlara (Foucault, 1996) (Ceylan, 2016) (Heynen, 2007) (Berman, 1988) (Tafuri, 1998b) (Eisenman, 1998) (Rowe, 1978) uğruyorum. Böylece, tartışma, eleştirel gündelik hayat pratiklerinin olanaklarına ve bu pratiklerden biri olarak tarif etmeyi hedeflediğim yürümeye geri dönüyor. Mekânsal araştırmalar ve pratiklerde tepeden bir bakışla şekillenen yöntemleri eleştiren ve kentte yürüyerek gerçekleştirilen eylemleri tartışmaya dahil eden bazı kuramcılardan da bu kısımda bahsediyorum. Michel de Certeau'nun "kentte yürüyüş" söylemi tezim bağlamında önemli bir dayanak. Roland Barthes'in (1997) "bir söylem olarak kent" ifadesini ve işaret ettiği Kevin Lynch'in "kent imgesi" yaklaşımını da bu bağlamda önemsiyorum. Ardından, Hedefi Belirlemek, Amaç kısmında tezin temel amacının, yürüyerek ve yürüyüşün öznel bir kaydını önererek, kopuk beden ve mekân ilişkilerine dayalı bağlamsız mimari tasarım yaklaşımlarının bir eleştirisini üretmek olduğunu söylüyorum. Yürümenin çok boyutlu oluşuna dayanarak niyetlerimi aktarıyorum. Metodoloji kısmında, hedeflediğim eleştirel yürüyüş yöntemini hangi adımları takip ederek çerçeveleyeceğimi anlatıyorum.
YÜRÜME bölümünde, yürüme eyleminin çok boyutlu oluşunu ortaya döküyorum. Bedensel bir hareket olarak yürüme, dünyaya bir açılma olarak yürüme, duygusal ve düşünsel dolaşıklık olarak yürüme, açık uçlu ve doğaçlama bir hareket olarak yürüme, bir çeşit mimari olarak yürüme… Ardından, niyetim bağlamında, yürüme eylemini eleştirel bir gündelik yaşam uygulaması olarak tasvir etmek için, öncelikle eleştirel pratiklerin ne olduğunu ve yürüme eyleminin, nasıl mekânla diyalog kurmanın bir yolu haline gelebileceğini kuramsal olarak tartışıyorum. Kendimi konumlandırdığım pozisyon bağlamında, genç bir araştırmacı olarak, yeni bir bilgiyi nasıl açığa çıkaracağımı ve onu nasıl ileriye taşıyacağımı belirlemek için mevcut yapıların eleştirisinin benim görevim olduğunu biliyorum (Wigglesworth, 2005). Bunun için, yürümenin bu zamana kadarki hallerini eleştirel bir eylem olarak bozmaya hazırlanıyorum.
Eleştirel pratiklerin ne olduğunu sorgulayan ve yürüme eylemi ile mekân arasında diyalog kurma arayışında olan tezin kuramsal arka planını oluşturan önemli kavramsallaştırmalardan biri Jane Rendell'in "eleştirel mekânsal pratik" ifadesi. Rendell (2006), sanat ve mimarlık gibi tanımları genişletmenin yol açacağı teorik yansımanın, "eleştirel mekânsal pratik" diyebileceğimiz şeyi keşfetmek için bakış açıları sağladığını ileri sürer. Rendell (2006, s. 6), bir araya getirdiği bu kavramsallaştırma ile, "Sanat ve mimarlık arasında işleyen disiplinler arası süreçlerin veya uygulamaların özel olarak mekânsal yönlerini keşfetmeye ilgi göstererek" sadece eleştirel değil, aynı zamanda mekânsal olanın da önemini ifade eder. Ona göre, gündelik yaşam aktivitesi olarak yürüyüş, aynı zamanda bir eleştirel mekânsal pratiktir çünkü, yürürken, özneler ve nesneler arasında yeni tür ilişkilerin ortaya çıkma olasılıkları vardır (Rendell, 2006).
Yürümeyi eleştirel bir gündelik yaşam pratiği olarak tartışmak için ilham verici bir başka söylem de, antropolog Michel de Certeau'nun "kentte yürüyüş" retoriği. De Certeau (1988), yürüme eylemini, antropolojik, şiirsel ve mitik bir mekân deneyimi olarak sunar; şehrin sıradan uygulayıcıları olarak yürüyüşçüler; ve yolların ağlarının oluşturduğu uzamsal hikayeler. Doina Petrescu (2015), de Certeau'nun "kentte yürüyüş" söyleminin, ontolojik bir deneyim olması nedeniyle tanımlanması ve temsil edilmesi zor olduğunu vurgular. Yürüyüş, şehir plancıları ve yöneticileri tarafından zorlanan sistematik kent fikirlerini reddetmenin önünü açması açısından Petrescu'ya (2015) bir "dünyada olma" kipi sunar. Foucault'nun iktidar yapılarına yönelik eleştirisine atıfta bulunan de Certeau, yürümeyi, şehri birleşik bir bütün olarak görselleştirmenin kopuk ve ayrıcalıklı yollarına karşı bir tür direniş olarak görür (aktaran Petrescu, 2015).
Bu tezde eleştirel olma halini dışavuran iki ana eylem var. Bunlardan biri yürümek, diğeri ise yürüyüşün yeniden yazılması. Bu tezde kavramsallaştırılan "yeniden yazım", mevcut kavramlara veya bir kavramlar kümesine ilişkisel ve eleştirel bir bakış açısından yaklaşmayı ve bunları ilgili teoriler içinde bağlamsallaştırmayı gerektirir. Yeniden yazım, tezde, önce mevcut yürüme literatürünün yeniden yazımı, ardından da araştırmacı olarak deneyimlediğim yürüyüşün yeniden yazılması olarak tezahür eder. Bu iki ana eylem arasındaki ilişkiyi toplumsal cinsiyet kuramcısı ve düşünür Judith Butler'ın performatiflik kuramı üzerine kuruyorum. Butler (1988), kamusal edimsel bir eylemi gerçekleştiren bedenin kültürel kodlarda yazılı pasif bir alıcı olmadığını, kendi rolünü oynadığını ve mevcut direktiflerin sınırları içinde yorumları canlandırdığını öne sürmektedir. Butler'ın (1988) performatiflik kuramı, bir kimliği bir araya getirmek için bireysel seçimlerle çarpışan kültürel kodlar içinde cinsiyetlendirilmiş bir bedenin performatif eylemine atıfta bulunur. Cinsiyete dayalı kimlik oluşumu her zaman performe edilir, benzer şekilde performatif bir eylem olduğu için, bir yürüyüşçünün kimlik oluşumu da yürürken çerçevelenir, yürüyüşün yeniden yazılmasıyla kimlik belirginleşir.
Bu bağlamda, tezin kuramsal arka planının eleştirel teori, postyapısalcı feminist teori üzerinden kurduğumu söyleyebilirim. Bu kavramsal arka plana dayanarak, bir dizi yürüyüş, yürüyüşçü, yürüme biçimi ve yürüme kuramını; bu literatürün öteki yeniden yazma olanaklarını keşfetmek için ortaya döküyorum.
YENİDEN YAZMA bölümünde, teori ve pratik arasındaki sürekli değişen ve bir diğerine katkı sağlayan ilişkiden bahsediyorum. Gilles Deleuze'ün "sürekli olarak birbirinin yerini alan iki şey" (relays) kavramsallaştırmasına dayanarak yürüyüşü bir teorik noktadan diğerine gitmek için kullandığım pratik olarak anlatıyorum. YÜRÜME bölümünde topografik bir yüzeye oturttuğum bir dizi yürüyüş biçimini, yürüme eylemini eleştirel bir mekânsal pratik olarak ele alarak söküme uğratıyorum. Bu metinsel müdahalenin arkasında, Manfredo Tafuri'nin (1998a), eleştirel bir eylemin özünde her zaman verili bir yapıyı kırma, çözme ve parçalarına ayırma eylemi olduğunu açıkça belirtmesi var. Hatta dahası, Tafuri (1998a) böyle bir söküm olmadan incelenen şeyin yeniden yazılmasının mümkün olamayacağını söyler. Ben de, söküme uğrattığım yürüyüş literatürünün, dönüştürücü bir "yeniden yazma" sürecini tetiklemesi niyetiyle, bu bölüme YENİDEN YAZMA başlığını veriyorum. Bu sürecin, kökeni sebebiyle eleştirel hale gelmesini ve çoklu potansiyellerin varlığını taşımasını tahayyül ediyorum.
Filozofların derin derin düşünmek için yaptıkları yürüyüşler, flanörün yürüyüşü, Dada yürüyüşleri, Sürrealist gezintiler, Lettrist dérive ve Situasyonist psikocoğrafik keşifler gibi, bir dizi yürüyüşü sistematik olarak söküme uğratan tezde, bu yürüyüşlerden sökülen kavramları bir araya getirerek eleştirel yürüyüş yöntemini kuran kavram sözlüğünü oluşturuyorum. Oluşturduğum kavram sözlüğü, hem yürüyüşün hem de yeniden yazımın gerçekleştirilmesinde ve buradan elde edilecek verilerin kuramsal olarak tartışılmasında önemli bir yere sahip. Sözlüğü, her yürüyüşçüyü kendi eleştirel yürüyüşünü kurmaya teşvik etmek, kişisel keşiflere ve öznel müdahalelere izin vermek için yürüyüşçünün el kitabı olarak adlandırıyorum. El kitabını taşıyan her yürüyüşçünün, yol boyunca kendi bakış açılarını da dahil ederek yürüyüşünü biçimlendirme ve yeniden tanımlama fırsatına sahip olmasını düşlüyorum.
Bir araştırmacı olarak, tıpkı tepeden bakmak yerine şehri dolaşmayı tercih ettiğim gibi, tüm vücudumla teze dahil olmak, yürüyüşe kendimi kaptırmak ve ardından bu deneyimi metne aktarmak için can atıyorum. Araştırma sürecinin bu aşamasına geldiğimde, yola çıkmadan önce, "yürüyüşçünün el kitabı veya bir yürüyüş sözlüğünden" yararlanarak "kendi eleştirel yürüyüşümün" yörüngesini çiziyorum. Yörüngeyi çizmek, eleştirel bir mekânsal pratik olarak yürümek için özellikle iki açıdan önem taşır. Birincisi, feminist teorilerin hassasiyetleriyle örtüşen ve Judith Butler'ın performatiflik kavramından ilham alan "öznellik" kavramıyla ilgilidir. İkinci önemi ise, yörüngeyi bir kavram kümesi içerisinden kavramları seçerek çiziyor olmanın "rastlantısallıkla" olan ilişkisindedir. Kendi eleştirel yürüyüş yörüngemi çizdiğimde, 23 Mart 2023 Perşembe günü, elime yürüyüşçünün el kitabını da alarak doğrultumu Tarihi Yarımadaya çeviriyorum. Tarihi Yarımada, üst üste düşen anlatılara, farklı etkilerin etkileşimine ve tarihin girift iç içeliğine tanıklık ederek, keşfetmeye ve yorumlamaya davet eden bir palimpsest gibi. Tezdeki argümanım bağlamında, Eminönü, Hanlar Bölgesi civarında, zemin seviyesinde hareket ve akışın farklı olduğu, yürüyen bedenin yönünün zemine bağlı olarak değiştiği bir yerde yürümeye karar veriyorum.
Yürürken, tez boyunca iliklediğim kavramlar birer birer çözülüyor. Ne önceden belirlenmiş bir hedefim ne de belirli bir süratim var. Bir yandan yürüyorum, bir yandan yürüyüşümü art arda çekilmiş fotoğraflar ve ses kayıtları ile kaydediyorum. Bu kayıtlarda, beklenmedik karşılaşmaları, mekânsal farklılaşmaları, çevremdeki insanların konuşmalarını, benim çevremdekilerle konuşmalarımı, ilginç olayları, bedenimin yönlenişini, girip çıktığım pasajları, geçitleri ve çıkmaz sokakları not ediyorum. Hareket halindeyim, çevremdeki insanların ve beni saran mekânın benimle nasıl etkileşime geçtiğini sorguluyorum. Bir alt geçitte satılan ürünler, gitmek istediği yere nasıl gideceğini bana soran kişiler, bana tepside bir şeyler uzatan satıcılar, sonu görünmeyen kahve kuyrukları, birbirlerine olan mesafesi sürekli değişen saçaklar… Hepsi önemli hale gelmeye başlıyor. Bir yürüyüşçü olarak bedenim üzerinden öğreniyor ve bu yolla yeni bir kimlik oluşturuyorum. Mekân, duygularımın ve ilişkilerimin özerk bir üreticisi olarak beni kuşatıyor. Biricik ve bağlama özgü koşullar, fikirlerimin ve algımın etkileşimini yaratarak, karşılaştırmalar yapmaya ve yan yana gelmelerle karşılaşmama neden oluyor. Yürüyorum, yürüdükçe zemin seviyesinde mekânsal hikayeler keşfediyorum, bazıları bariz, bazıları üstü kapalı. Sanki yürüyen bedenim kendini otomatik olarak yürüdüğüm bölgeye yazmış gibi, şehri yol boyunca kırıp parçalayarak doğal bir şekilde sona eriyor yürüyüşüm.
VARIŞ bölümünde, bu tezde ne yaptığımı ve nereye vardığımı –ona biraz mesafelenip, uzaktan bakmaya çalışarak– anlatıyorum. Tez boyunca, deneysel bir yöntem yaratmanın yollarını aramak için metodolojinin, kuramsal arka planın, kendi pozisyonumun ve araştırmanın konusunun içkin bir şekilde ele alınmasını amaçladım. Vardığım bu noktada, çerçevesini çizdiğim eleştirel yürüyüş ve yeniden yazım metodunun önemi, tüm vücudun katılımıyla bir performans sergilemeye, kenti tepeden bir algı yerine eleştirel, katılımcı bir konumdan gözlemleme ve yorumlamaya dayanır. Yürüyüşü, mimari tasarım açısından özneler ve nesneler arasında farklı türden ilişkilerin yolunu açan, her yeni gözlemcinin bakış açısıyla –hatta, aynı gözlemcinin farklı zamanlardaki deneyimleriyle– zenginleşen eleştirel bir mekânsal kavrayış olarak anlatıyorum. Araştırmacı olarak, mimari temsilin indirgenmiş yukarıdan aşağıya bakan gözlem anlayışının yerini alacak geçici, algısal ve deneyimsel mimari temsil potansiyellerinin peşinde; kente, bedene, ikisi arasındaki diyaloğa dikkat çeken yürümeye dayalı mekânsal bir kavrayış düşlüyorum ve tarif ediyorum.