İstanbul'da marjinalite ve mekân (1789-1839):Bekâr odaları ve meyhaneler


Doç. Dr. Işıl ÇOKUĞRAŞ BAĞDATLIOĞLU

Tez Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü, Türkiye

Tez Danışmanı: Berrin Alper,Abdullah Uğur Tanyeli

Tezin Onay Tarihi: 2013

Tezin Dili: Türkçe

Desteklendiği Program: Diğer

Özet:

Bu tez, iktidarın marjinallik atfettiği bekâr odaları ve meyhaneler üzerinden suç/marjinalite/tekinsizlik/denetim kavramlarını geç 18. erken 19. yüzyıl İstanbul'u bağlamında tartışmayı hedeflerken aynı zamanda Osmanlı’nın merkezileşme çabası ve modern bürokrasi inşasını da kent bazında okumaktadır. Marjinalite kavramının Geç Osmanlı bağlamında modern bürokrasinin inşası ve kente müdahale biçimleri ile doğrudan bağlantılı oluşu ortaya konurken, erken modern İstanbul’un farklılıkları bünyesinde barındıran kentsel mekânının nasıl sürekli bir disipline edilme çabasına maruz kaldığı da tartışılmıştır. Tüm kentsel denetim sistemini değiştiren de bu kavramların tezde ele alınan aralıkta tanımlanma çabalarıdır. Bu çalışma, modern devlet inşasının erken evresine odaklanmakta ve kentin en tekinsiz ve en "suçlu" yerleri olarak görülen bekâr odaları ile meyhanelerin topoğrafik dağılımlarını, iktidar ve toplum ile ilişkilerini bir arada değerlendirirken, bunların karmaşık bir toplumsal duruma işaret ettiğini de ortaya koymaktadır.

Tezin ele aldığı 1789-1839 aralığı İstanbul’da geleneksel toplumsal katmanlaşma normlarının çözülmeye başladığı, kamusal alanın sancılı inşasının yoğun olarak hissedildiği bir dönemdir. Toplumsal grupların bir mekânda bulunmasının meşruiyetin sınırları ile oynadığı bu dönem, kentsel mekânda çatışmanın da en yoğun olduğu zamandır. Dolayısıyla iktidarın ve toplumun neyi ne zaman marjinal olarak gördüğünü sorgulamak yalnızca dönemin zihniyetini anlamak açısından değil, kentsel dinamikleri tanımlamak açısından da önemlidir. Bu bağlamda tez kapsamında Geç Osmanlı İstanbul'una dair geleneksel kent anlatılarının dışında kalmış olan marjinalite ve onun mekânsallıkları ele alınmıştır.

Foucault suçluluğun modernlik ile eşanlamlı ve eşzamanlı oluşumunu anlatır. İstanbul'da ise suçlu, marjinal ve tekinsiz gibi kavramların net sınırlarının oluşmadığı erken modern dönemde marjinalitenin de mekânın kullanıcıları üzerinden değil, mekân üzerinden tanımlandığı anlaşılmaktadır. Tez boyunca ele alınan pek çok belgede, erken modern Osmanlı'da suç ve suçlunun tanımlanmasından çok, "mekânın suçluluğu" denebilecek bir gündelik pratiğin varlığı tespit edilmiştir. İktidar kentte hissettiği dönüşümleri, "marjinal" olarak nitelendirdiği unsurların mekânları üzerinden tanımlamış ve adeta mekânı cezalandırma yoluna gitmiştir.

Bu dönemde İstanbul, çeşitli toplumsal katmanların kent sahnesinde varlığına şahit olurken, bir yandan da kentte bu çeşitliliğe karşı tedirginliğin de artmış olduğu görülmektedir. Kent artık bütünüyle tekinsiz bir coğrafyadır ve neredeyse tüm bireylerin bağlamsal olarak zaman zaman bir suçluya, bir marjinale dönüşebilmesi (sanki) an meselesidir. Bekâr odaları ve meyhaneler gibi mekânlar her dönem problemli olarak görülmüşlerdir, fakat 18. yüzyılın özellikle ikinci yarısında iktidarın mekânlarla uğraşmaya başladığı anlaşılmaktadır. Bu dönemde kentsel mekâna müdahale bir devlet politikası haline dönüşmüştür.

İktidarın kente, kamusal alana ve kamusal mekândaki hemen her varoluşa dair her türlü unsurdan tedirginlik duyması ve bu tedirginliği kentsel mekâna dair sürekli bir denetim ve kapatma tehdidi ile ifade etmesi geç 18. ve erken 19. yüzyılda İstanbul'un farklılıkları bir arada bünyesinde barındıran dokusunda hasarlara neden olmuştur. III. Selim'le başlayan ve II. Mahmud'la doruğa ulaşan bir iktidar kullanma hali, kente dair her konuya müdahale etme tutkusuna dönüşmüştür. Bu süreçte, kentin kamusal alanları kadar kentlilerin yaşadıkları mekânlar da kısıtlamalara maruz kalmıştır. Bekâr odaları ve meyhaneler gibi mekânların mütemadiyen ahlaksızlık ve suç söylemleri ile birlikte dile getirilmesi, kentin bu olağan mekânlarının birer marjinalite kaynağı gibi sunulması yönetimin kente bakışını özetler niteliktedir. Özellikle II. Mahmud döneminde kamusal alanı kısıtlamaya yönelik çabalar ve Yeniçeri Ocakları feshedilirken geniş bir kentli kesimin ve mekânlarının da ortadan kaldırılması İstanbul'un kendine özgü toplumsal unsurlarını temizleme etkinliğine dönüşmüştür. Bu dönem alışılageldik kent tarihi anlatılarında pek çok yeni düzenlemenin ve anıtsal yapıların meydana getirildiği parlak bir "modernleşme" aralığı olarak ele alınsa da, onlara alternatif bir okumada, kendine özgü pek çok çeşitliliği bünyesinde barındıran bir erken modern metropolünün disipline edilerek zapturapt altına alındığı bir dönem olarak da değerlendirilmesi mümkündür.