Doğal ve Kültürel Mirasın Korunmasında Dünyadaki Yaklaşımlar ve Türkiye Pratiği: Çelişkiler - Sorunlar


DİNÇER İ. S.

DİCLE ÜNİVERSİTESİ 1. ULUSLARARASI MİMARLIK SEMPOZYUMU, Diyarbakır, Türkiye, 04 Ekim 2018

  • Basıldığı Şehir: Diyarbakır
  • Basıldığı Ülke: Türkiye

Özet

Doğal ve Kültürel Mirasın Korunmasında Dünyadaki Yaklaşımlar ve Türkiye Pratiği: Çelişkiler - Sorunlar

İclal Dinçer

Bu bildiri doğal ve kültürel mirasın birlikte korunması konusunu ele almaktadır. Koruma konusundaki temel belgelerde 1970’lerden itibaren ilk ipuçlarını vermeye başlayan birlikte koruma kavramı 1992 yılında UNESCO tarafından kabul edilen “kültürel peyzaj” kavramı ile evrensel olarak somutlaşmıştır. UNESCO’nun “insan eliyle müdahale edilmeyen doğal alanlar”, “insan ve doğanın birlikte geliştirdiği alanlar” ve “tümüyle insan eliyle biçimlenen alanlar” tasnifiyle kabul edilen kültürel peyzaj kavramı günümüzde yeni alt tanım ve içeriklerle zenginleşmiştir. İnsan ve doğanın birlikte korunması ve gelişimin bu bağlamda düşünülmesinde gelinen son evre ise IUCN ve ICOMOS işbirliğinde UNESCO tarafından 2011 yılında başlatılan “kültürel-doğal yolculuğu” (cultural-natural journey) hareketidir.

Doğal ve kültürel mirasın birlikte korunması düşüncesinin hangi dinamiklerle geliştiğinin açıklandığı bu bildiride özellikle 2010 yılından sonraki kavram ve belgeler üzerinde durulacaktır. Bunlardan birincisi Birleşmiş Milletlerin 25-27 Eylül 2015 tarihinde kabul ettiği “Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi” başlıklı belgedir. Türkiye’nin de imza koyduğu bu belge ile 2030 yılına kadar 17 farklı “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi”nin (Sustainable Development Goals - SDGs) gerçekleştirilmesi öngörülmektedir. Belgede yer alan 169 alt hedef yoksulluk, eşitsizlik, iklim, çevresel bozulma, refah, barış ve adalet de dâhil olmak üzere karşılaştığımız küresel sorunları ele alıyor. Hedefler arasında özellikle “11. Sürdürülebilir Kentler ve Topluluklar” bu bildirinin teması ile ilişkilidir.  Özellikle “kentleri kapsayıcı, güvenli, dayanıklı ve sürdürülebilir hale getirmek” hakkındaki bu Hedefin doğal alanların ve yerleşmelerin birlikte korunması konusundaki vurgusu çok önemlidir. 11.4.no.lu; “dünyanın kültürel ve doğal mirasını korumaya ve sahip çıkmaya yönelik çabaların artırılması” hedefi ise kültürel ve doğal miras bütünlüğüne gönderme yapan; korumanın yanısıra sahip çıkma ve savunmayı da öneren bir hedef olarak belirginleşmektedir.

Daha yeni bir kavram olan “kültürel-doğal yolculuğu” hareketinin ortaya çıkışı ve amacının neler olduğu ise bu bağlam içinde ele alınacaktır. Bu yaklaşımın başlangıcını UNESCO’nun 1972 yılında kabul ettiği “Dünya Kültür ve Doğal Mirasının Korunmasına İlişkin Sözleşme”de bulmak mümkündür. Sözleşmenin ilk iki maddesinin bu mirasların tanımına yer verilmesine rağmen, kültürel ve doğal alanların birlikte korunması yaklaşımı o tarihlerde henüz çok güçlü değildir. Bu yıllarda doğal alanların korunmasına yönelik olarak çalışan IUCN’in, dünya çapında örgütlenmesini güçlendirmesi, 1972 yılında toplanan Stockholm Konferansının insanı çevresiyle birlikte ele alan temasının güçlü bir biçimde yaygınlaşması “kültürel-doğal yolculuğu” hareketinin temel taşları olmuştur. Bu kavramı yaygınlaştırmaya çalışan uzmanlar kültür ve doğa arasındaki bağlantıları birbiriyle içiçe geçmiş, karmaşık ve derin olarak yorumlamaktadırlar. Aynı zamanda doğal sistemlerin içinde de geniş bir kültürel değer yelpazesi bulabilmektedirler. 

Dünyadaki koruma belgeleri ve uygulamaları doğal alanlar ile kültürel alanların birlikte korunması için her geçen gün daha sıkı bağlar ile bağlanırlarken Türkiye’deki gelişmeler bunun tam tersi yönündedir. Bunun en çarpıcı örneği, 1970’li yıllardan itibaren Kültür (ve Turizm) Bakanlığı’nın yetkisi altında koruma altına alınmış olan doğal sit alanlarının 2012 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na devredilmesi, ayrıca içinde arkeolojik ve tarihi değer taşıyan doğal alanlarda da bu Bakanlığın yetkili kılınması uygulamasıdır. Bu uygulama çağdaş koruma anlayışının savunduğu doğal koruma alanları ile insan eliyle üretilen alanların, yani kültürel peyzajların birlikte yönetilmesi ilkesine tümüyle terstir. Bu düzenlemeler, günümüz Türkiye’sinde dönemin politikalarına uygundur; kentsel ve kırsal alanda yapılacak yatırımları kolaylaştıracak yeni kurallar oluşturma yaklaşımının örnekleridir. Bu yaklaşım doğal ve kültürel miras alanlarının birlikte koruması pratiğini her geçen gün daha da zorlaştırmaktadır.

Approaches on the Cultural and Natural Heritage Conservation in the World and Practice of Turkey: Contradictions – Challenges

İclal Dinçer

This paper addresses the issue of the protection of natural and cultural heritage together. The concept of protecting natural and cultural heritage together, which began to give the first clues in the basic documents on conservation from the 1970s onwards, has become universal in 1992 with the concept of cultural landscape accepted by UNESCO (United Nations Education, Scientific and Cultural Organization). The concept of cultural landscaping, which was defined by UNESCO as “natural areas that not intervened by mankind”, “areas that are created by mankind and nature” and “areas that are shaped solely by mankind”, is now enriched with new sub-definitions and contents. The last phase in considering the protection and development of human and nature together is “the cultural-natural journey” movement initiated by UNESCO in 2011 in cooperation with IUCN and ICOMOS.

This paper, which explains the dynamics of the preservation of natural and cultural heritage together, will focus on the concepts and documents after 2010. The first document to mention is titled “2030 Agenda for Sustainable Development” adopted by the United Nations on 25-27 September 2015. This document, which Turkey also has agreed on, entails 17 different "Sustainable Development Goals" that are expected to be carried out by 2030. The 169 sub-objectives that are mentioned in the document address the global challenges we face, including poverty, inequality, climate change, environmental degradation, prosperity, peace and justice. Among the objectives, especially number 11 – “Sustainable Cities and Communities” is related to the theme of this paper. In particular, the objective on “making cities inclusive, safe, durable and sustainable” is very significant in emphasizing the protection of natural areas and settlements together. The objective no 11.4, “increasing the efforts to protect and look after the cultural and natural heritage of the world“ becomes evident as a reference to the integrity of the cultural and natural heritage and it also factors in ownership and defense in addition to the protection.

The emergence of a more recent “cultural-natural journey” movement and its purpose will be discussed in this context. It is possible to find the start of this approach on the “Agreement on Protection of the World Cultural and Natural Heritage” that was accepted by UNESCO in 1972. Although the first two articles of the Convention have included the definition of these heritages, the approach of protecting the cultural and natural areas together was not very prominent at that time. IUCN, which has been working towards the protection of natural areas in these years, strengthening its world-wide organization and strong escalation of Stockholm Conference’s theme of considering human with its surroundings have been the cornerstones of the ’cultural-natural journey movement. Experts trying to disseminate this concept interpret the connections between culture and nature as intertwined, complex and deep. They can also find a wide range of cultural values within natural systems.

While protection documents and applications around the world are intertwining for natural and cultural areas to be protected together, developments regarding these issues in Turkey are the opposite. The most striking example of this is the transfer of authority of the natural protected areas, which had been protected under the authority of the Ministry of Culture (and Tourism) since the 1970s, to the Ministry of Environment and Urbanization in 2012 and the authority for archeologically and historically significant natural areas have also been transferred to the Ministry of Environment and Urbanization. This practice is completely contrary to the modern conservation principle of managing the natural protected areas and the man-made areas that are the cultural landscapes. These regulations are in accordance with the political period in Turkey today and they are examples of the approach to creating new rules to facilitate investments in urban and rural areas. This approach makes the practice of the protection of natural and cultural heritage sites together more and more difficult.