İstanbul'da müze olarak tasarlanan yapıların mimari kimlik bağlamında irdelenmesi
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, MİMARLIK ANABİLİM DALI, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2018
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: ÖZLEM YARIMAY
Danışman: Yasemen Özer
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Kimlik, insanları ve diğer varlıkları niteleyen, onları tanımamızı ve diğerlerinden ayırt etmemizi sağlayan en önemli araçtır. Mimari kimlik ise, mimari yapının hangi amaç ve işlev için yapıldığını, hangi dönemdeki mimari üsluba ait olduğunu veya mimarın oluşturduğu sanatçı kimliğini barındırıp barındırmadığını bizlere ifade eden kavramdır. Mimari yapıların kullanıcıları olarak insanlar, mimari kimliğin oluşumunu etkiler ve katkıda bulunurlar. Kimliğin insan ile ilişkili olduğu ve sosyal bir kavram olduğu ileri sürülecek olursa, toplumların sosyal ve kültürel yaşam biçimi ve pek çok etkiyle, mimari kimliklerinin şekillendiği söylenebilir. Müze yapıları, toplumların kültürel kimliklerini yansıtan en önemli yapılar arasındadır. Gerek geçmişte yaşamış olan toplulukların koleksiyonlarını sergileyen nitelikte olsun, gerek geçici sergileri topluma sunan nitelikte olsun toplumun geçmişteki bir dönemini veya süregelen dönemin kültürel yapısı ve kimliğini gözler önüne seren yapılardır. Ayrıca müze yapıları, toplumla beraber beslenen, toplumu eğiten ve yönlendiren yapılardır. Kent içindeki konumları ve duruşlarıyla da kente yön veren ve tanımlayan bir yapı olma özelliğine sahiptir. Müze yapılarında tasarımına yön veren kriterler sıralanacak olursa; kentin sosyo-kültürel, ekonomik, politik özellikleri, coğrafik ve topoğrafik özellikleri ve yapım teknolojisi; müze yapısının yapıldığı dönemdeki mimari akımlar ve mimaride meydana gelen değişimler; müze yapısının ihtiyaç programı, yerel, ulusal ve evrensel gereksinmeler denilebilir. Anıtsal ve karakteristik mimari eserler, bulunduğu çevreyi etkileyen ve kent kimliğinin de şekillenmesini sağlayan faktörlerdir. Örneğin; İstanbul'un silueti hayal edildiğinde yüksek oranla akla İstanbul Boğazı, cami ve minareler gelmektedir. Bu karakteristik yapılar, gözümüzde canlanan kent siluetini etkilese de, önemli mimari eserler ve bu eserlerin mimari kimlikleri de kent algısını ve orada yaşayan toplumu etkilemektedir. Değişen ve gelişen müzecilik anlayışıyla birlikte müzeler artık yerel ve bölgesel imajın oluşumu için de kullanılmaktadır. İstanbul'da bulunan müze yapıları; hem koleksiyon bakımından zenginliğiyle halkı bilgilendirmekte, hem de tarihe ışık tutup canlandırarak, toplumu bilinçlendirmekte ve topluma yeni bakış açıları kazandırmaktadır. Toplumu besleyen ve toplumdan beslenen müze yapıları, her zaman için bizleri ileriye taşıyacak olan tarih, kültür ve sanat yapıları olarak kalacaklardır. Çalışmada, İstanbul'daki müze yapıları incelendiğinde görülmüştür ki, İstanbul'da yüz kadar müze yapısının bulunmasına rağmen bunlardan sadece beş tanesi müze olarak tasarlanmış, uygulanmış ve inşa edilmiş yapılardır. Türkiye'de ilk müze binası olarak tasarlanmış ve uygulanmış müze yapısı bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri adı altında, üçlü müze kompleksinin içinde bulunan ve klasik bina olarak adlandırılan İstanbul Arkeoloji Müzesi'dir. İstanbul Arkeoloji Müzesi ile birlikte incelenen ve müze olarak tasarlanan diğer yapılar; İstanbul Havacılık Müzesi, Ural Ataman Klasik Otomobil Müzesi, Panorama 1453 Tarih Müzesi ve İstanbul Deniz Müzesi'dir. İncelenen müze yapıları, kimliği oluşturan; tarihsel, sosyo-kültürel, çevresel ve işlevsel etmenler bakımından incelenip değerlendirilmiştir. Müze yapılarının konumu, plan tipolojisi, varsa ek yapıları, cephe kimliği üzerinde durulmuş ve yorumlanmıştır.