Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: MELİS KORKMAZOĞLU
Danışman: Serhat Ulubay
Özet:
Göç, bireylerin fiziksel yer değişimiyle sınırlı kalmayan, kentteki sosyal ilişkileri, gündelik yaşam pratiklerini ve mekânsal deneyimleri doğrudan etkileyen çok boyutlu bir süreçtir. Göç eden topluluklarla yerli halk arasındaki etkileşim eksikliği, mekânda psikolojik ve sosyal ayrışmalara, dolayısıyla bireysel ve toplumsal gerilimlere neden olabilmektedir. Bu noktada mimarlık disiplini, sosyal entegrasyonu güçlendirecek etkileşim potansiyellerinin peşine düşmektedir. Bu tez, İstanbul'un Fatih ilçesinde Suriye'den 2011'de başlayan ve günümüzde kalıcılık konusunu gündeme alan zorunlu göç dalgasının ardından, on yılı aşkın süredir bir arada yaşama pratiğini deneyimleyen sığınmacı halkın ve yerli halkın mekânsal aidiyeti, gündelik yaşam pratikleri ve kültürleşme yaklaşımları üzerinden kentteki kesişim noktalarını incelemektedir. Özellikle kültürleşme kavramı, göçün sosyolojik boyutlarını ve kent mekânında etkileşim yönelimlerini mekân üzerinden anlamak açısından değerlendirilmiştir. Kuramsal çerçevede yer alan mekân kuramları, karşılaşma mekânlarının bu yönelimlerin yarattığı bireysel ve toplumsal kimlikler yoluyla üretilen sosyal düzlemler olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Fatih ilçesi Akşemsettin ve Ali Kuşçu Mahallesi odak alanı çevresinde, Fatih'te göç sonrası mekân kullanımlarının kesişimini veya ayrışımını ortaya çıkaran görüşmeler gerçekleşmiştir. Göç sonrası bir arada yaşama pratiğine karşın, iki farklı kültürel grup için bir arada yaşama pratiğindeki etkileşimlerin niteliği ve kültürleşme yaklaşımlarının mekandaki etkileşime rolü incelenmiştir. Alan çalışmasında elde edilen bulgular, göç sonrası oluşan kültürlerarası etkileşimde fiziksel karşılaşmanın her zaman anlamlı bir temasa dönüşmediğini, öznelerin mekân tercihlerinde örtük bir anlamla var olan kesişim mekânlarının bu potansiyeli barındırdığını göstermektedir. Kullanıcının tercihleriyle açığa çıkarılan bu kesişim mekanlarındaki etkileşim niteliği ise, göç sonrası entegrasyon süreçlerinde kent mekanının gündelik pratikte yarattığı çatlaklarda oluşan müştereklik potansiyellerini ortaya çıkarmaktadır. Bu kesişim mekânları, farklı kültürel grupların odaklı etkileşimler kurabildiği, ortak deneyimlerin üretildiği ve karşılıklı farkındalığın geliştiği alanlar olarak belirlenmiştir. Buna karşılık, zorunlu karşılaşmalara sahne olan etkileşim mekânları kültürlerarası uyumu desteklemekten ziyade mesafeli tutumları yeniden üretmektedir. Bulgular, bu farkın kentteki entegrasyonun mekânsal boyutunu anlamak açısından kritik bir gösterge olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, Fatih örneğinde gözlemlenen kesişim mekânları, göçmenlerin ve yerli halkın birlikte var olabildiği, karşılıklı tanıma süreçlerini besleyen mikro kamusallıklar olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda tez, mimarlığın toplumsal etkisini ve kentteki anlamlı kesişimlerin analizinin, göç öznelerinin toplumsal uyumuna katkı sağlayabileceğini savunmaktadır. Kentte etkileşimi açığa çıkaran bu arayüzlerin yaratılması, mimarlık disiplini de kapsayan; sosyal, etik ve politik bir sorumluluk alanı olarak ele alınmaktadır.