Henri Lefebvre, Michel de Certeau ve Henri Bergson kuramları bağlamında Taksim Meydanı'nda mekansal üretimin okunması
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, MİMARLIK ANABİLİM DALI, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2020
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: HATİCE SAVAŞ
Danışman: Senem Kaymaz
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Kent, farklı olguları içinde barındıran, çok yönlü sarmal bir yapıdadır. Fiziksellik ve nesnellikten ziyade, soyutluğun ve öznelliğin mekanı olan kent, sabit bir harita çiziminin ötesinde, bedenin varlığı-algısı-hissidir. Kenti anlamayı, sahip olduğu fiziksel olgular boyunca değil, içinde barındırdığı deneyimsel çeşitlilik ve çok boyutluluk üzerinden gerçekleştirmeyi dert edinen bu çalışma, bu uğurda seçtiği bir kent mekanının, tezin kuramsal alt yapısını oluşturan Henri Lefebvre, Michel De Certeau ve Henri Bergson kavramlarının üçlü eşleşmeleri bağlamında okunmasıdır. Tez çalışması dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kent, mekan, beden kavramları ve bu kavramlar arasındaki ilişki incelenir. Tez hakkında genel bilgiler, çalışmanın amacı ve hipotezi bu bölümde yer almaktadır. Çalışmasının ikinci bölümünde, tez strüktürünün kuramsal çerçevesini oluşturan üç Fransız Filozofu, Henri Lefebvre, Michel De Certeau ve Henri Bergson'ın kuramları incelenmiştir. Lefebvre 1974 tarihli "The Production of Space" (tr. Mekanın Üretimi) adlı kitabında, mekanın her dönemin kendine ait toplumsal üretimi olduğunu ifade eder ve mekansal üçlü (ing. spatial triad) kuramını ortaya koyar. 'Tasarlanan mekan(ing. conceived space)', 'algılanan mekan (ing. perceived space)' ve 'yaşanan mekan (ing. lived space)' kavramlarından oluşan mekansal üçlü (ing. spatial triad) kuramında, mekanın üretimindeki etken olguları, üç mekanı birbirinden ayırmadan inceler. Diğer taraftan Michel De Certeau "The Practice of Everday-1" (tr. Gündelik Hayatın Keşfi-1) kitabında kentin, pratik eden bedenlerce anlam kazandığını vurgular. Kentin, krokilerle algılanamayan bir dinamikliğe sahip olduğunu ve aslen gündelik yaşam içindeki potansiyeller bütünü olduğunu belirtir. De Certeau'ye göre kenti anlamanın en basit yöntemi, yürüme eylemidir. Henri Bergson, zaman kavramı üzerinde yapmış olduğu çalışmalarında, insan dışındaki zamanı matematiksel zaman, insan merkezli zamanı ise yaşayan zaman olarak, yani süre kavramı özelinde birbirinden ayırmıştır. Sürenin bölünemeyen bir akış olduğunu vurgulayan Bergson, bu noktada bellek kavramının üzerinde durmuş, her yeni deneyimde süre akışında biriken belleğin etkili olacağını savunmuştur. Bu bölüm sonunda, üç filozofun kuramları incelenerek üçlü eşleştirmeler yapılmış ve kavramların çakıştığı gözlemlenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde, yapılan bu çakışmalar ile Taksim Meydanı özelinde yeni kavramlar türetilmiştir. Türetilen kavramlar ışığında, kent mekanının mekansal üretimleri beş güzergahta irdelenmiştir. Bu mekansal üretimlerin birincisi "Gücün Yansıması: Stratejiksel Mekan" kavramsallaşmasında, meydandaki mekansal üretim, egemen gücün baskınlığında öne çıkan bedenler üzerinden okunmuştur. İkinci kavramsallaşma "İlk İzlenim: İntiba Edilen Mekan" başlığı altında, Taksim Meydanı'nın mekansal üretimi, meydana ait fotoğraflar ve bu fotoğraflara bakan beden (ve bu mekansal üretimin oluşmasına etki eden diğer gizli bedenler) üzerinden okunmuştur. "Taktiksel Üretim: Mekanlaşan Yer" adlı üçüncü eşleşmede, kentte yaşayan bedenlerin, sokak satıcılarının ve sokak sanatçılarının geliştirdikleri taktikler ile ürettikleri mekanlar incelenmiştir. Dördüncü kavramsallaştırma "Toplumsal Ayna: Zamanlaşan Mekan"da, bedenlerin bir arada ürettikleri toplumsal mekanlar ve bu mekanların kent belleğindeki etkileri irdelenmiştir. Sonuncu eşleşme "Öznel Deneyim: Bedenleşen Mekan" kavramsallaşmasında ise, tez yazarının bir deneyimci olarak Taksim Meydanı'nda gerçekleştirmiş olduğu yürüme eylemi ile ürettiği mekansallık değerlendirilmiştir. Beş güzergah üzerinden okunan Taksim Meydanı'nın mekansal üretimi, çeşitli diyagram ve haritalar ile ifade edilmiştir. Tezin sonucunda, Taksim Meydanı'nın tek bir mekan tanımına indirgenemeyecek heterojen mekanlar bütünü olduğu ve meydanın bir kent mekanı olarak sürekli yeniden üretileceği sonucuna varılmıştır. Meydan, farklı üretimler gerçekleştiren bedenlerin sızıntılarına açık, dinamik mekanlar bütünüdür. Her bedenin öznel farklılığı bağlamında, meydanı farklı algıladığı, farklı deneyimlediği, mekanda farklı duygular hissettiği ve tüm bu değişkenliklere bağlı olarak farklı üretimlerin oluştuğu söylenebilir.