Aradalık mekanı


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, MİMARLIK ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2019

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: GÜLSÜM KARAÇETİN SARIKAYA

Danışman: Senem Kaymaz

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Kent, insan ilişkilerinin, fiziksel mekana yansımasının bir boyutudur. Bu açıdan bakıldığında, kent kavramı sadece düzeni tanımlayan fiziksel bir mekan olarak değil, kaos ve düzensizliklerden oluşan yaşayan bir organizma olarak tanımlanabilir. Geçmişte kent, genellikle fiziksel değerler (nüfus sayımı, yüzölçümü) üzerinden anlaşılmaya çalışılmış ve bu yöntemler kentin gerçek manasını anlamada yetersiz kalmıştır. Günümüzde ise, zamanla daha karmaşık bir hal almış olan kentin anlaşılabilmesinin, kentteki kaos ve düzensizliği oluşturan her küçük şeyin karşılığı veya karşıtlığının bulunması ile mümkün olabileceği söylenebilir. Bu nedenle, günümüzde kenti tanımlayabilmek geçmişe göre daha zordur. Bu anlamda, tez çalışması kapsamında, ilk olarak kentin anlaşılması için iki basamaklı bir yöntem oluşturulmuştur. Bu yöntemin birinci basamağında kent, Henri Lefebvre'nin 'Kent Fenomeni' ve David Harvey'in 'Sosyolojik Muhayille' ve 'Coğrafi Muhayille' kavramları açısından irdelenmiştir. Yapılan irdeleme sonucunda, kenti anlamak için atılan her adımın er ya da geç 'Toplumsal Süreç' ve 'Mekânsal Deneyim' arasındaki ilişkinin anlaşılması ile olabileceği görülmüştür. Yöntemin ikinci basamağı ise, kentin kuramsallaştırılmasında tanımlanabilirliği tarihsel sürece göre daha zor olan 'mekan'ı anlamaya yöneliktir. Bu bağlamda, tezin üçüncü bölümünde, günümüz parçalanmış kent dokusunu yansıtan mekan, Michel Foucault'un 'Heterotopyası' ve Gilles Deleuze-Felix Guattari'nin 'Kaygan Mekan' kavramları ile anlaşılmaya çalışılmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, kentteki farklılıkları oluşturan ikiliğin işaret ettiği diğer/öteki mekanın keşfinin kentin anlaşılmasında fikir verici olabildiği görülmüştür. Tez çalışmasının asıl amacı, kentin kuramsallaştırması için, Umberto Eco'nun 1962 tarihli 'Opera Aperta' (tr. Açık Yapıt) isimli kitabındaki 'açıklık' fikri ile temellenen bir açık okuma yöntemi oluşturabilmektir. Tez çerçevesinde, bu okuma yöntemi iki somut (kentten başlayıp, kent ile sonlanan ve sonlandığı yerde tekrar kentten başlayan) gerçeklik arasındaki ara geçiş zemininde kurgulanmıştır. Bu bağlamda, tez kapsamında kentteki 'diğer/öteki mekan', kentin kuramsallaştırılmasında araçlaştırılmış ve Henri Lefebvre, David Harvey, Michel Foucault ve Gilles Deleuze-Felix Guattari'nin kuramları üzerinden açık, çapraz ve çoğul okumalardan oluşan kavramsal haritalar oluşturulmuştur. Yapılan haritalamaların sonunda, harita üzerinde çakışan her ağın kent hakkında fikir verici olabildiği görülmüştür. Tezin sonucunda, yapılan kavramsal haritalamalar üzerinden bir 'Aradalık Mekan'ı tanımlanmıştır. Aradalık mekânı, diğer mekanların sahip olduğu sabit ve kesin sınırların aksine, muğlak, beklenmedikliğin olduğu ve hareketli bir mekandır. Bu mekan, Michel De Certau'nun, kent içindeki 'yürüme' eyleminin, kentin hiçbir fiziksel haritasında gözükemeyeceği tanımlamasında olduğu gibi, belki de hiçbir zaman çizilemeyecektir. Tez kapsamında oluşturulan bakış açısı ile, günümüz kentin farklılıklarını besleyen gerilim ve çelişkinin yaratıcı gücünden yararlanılarak kentin devingenliği ve muğlaklığı bir diğer/öteki mekanda görülmüştür. Aynı zamanda, kentin karmaşıklığının çözülmesinde, ilk olarak düşünülmesi ve çözülmesi gereken düğüm noktalarının hangi mekanlar olabileceği hakkında bilgi verebilmektedir. Tezin sonucunda, bu düğüm noktalarından birisi olan, 'Aradalık Mekanı'nın aslında henüz daha dile gelmemiş birçok şeyi içinde barındırdığı, fakat herşeyi de bir o kadar yansıtabildiği fark edilmiştir. Bu nedenle, tez kapsamında ele alınan aradalık mekanı, tezin sonucunda sonlandığı yerden tekrar başlamıştır. Bu bağlamda, iki somutluk arasında var olan aradalık mekanının, sürekli olarak dönüşebilmeyi sağlayan bu geçiş alanında aslında varlığı üzerinden yokluğunu hissettirmeyen 'SİYAH'ı temsil ettiği söylenebilir.