Augustinus ve Yunus Emre'de İç-Ben Alanı


Creative Commons License

Taşdelen V.

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, ss.54-86, 2012 (Diğer Kurumların Hakemli Dergileri)

  • Basım Tarihi: 2012
  • Dergi Adı: Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi
  • Sayfa Sayıları: ss.54-86

Özet

İnsanın bilimsel bilgi, felsefi bilgi, gündelik bilgi, dinsel bilgi, sanatsal bilgi gibi farklı türlerde bilgileri vardır. Bunlara “ben-bilgisi”, “kendi-bilgisi”, “kendilik-bilgisi” gibi adlar altında insanın kendisi hakkındaki bilgisini de ekleyebiliriz. İnsanın kendisi hakkında bilgi sahibi olması, bütün dini ve mistik tecrübelerin amaçladığı bir durumdur; kendini bilmenin, olgunlaşma yolunda insanın önündeki en zorlu aşama olduğu düşünülür. Ve şu düşünülür: Kendini bilmeyen kişi, insan olmanın ileri aşamalarına eremez, kendi bedeninin dar sınırları dışına açılamaz. Bu durumda, kendi bilgisi, insanın kendisi, çevresi, nihayetinde Tanrı ile ilişkilerini düzenleyen bir öz bir bilgisine, kendi dışındaki bütün bilgilerin kendisine oranla anlamlı hale geldiği bir temel bilgiye, “bilgilerin bilgisi”ne dönüşür. 

 “Kendini bil” tarihsel çağrısı, kendini bilmenin kolaylığına değil zorluğuna işaret eder. Vico, “İnsanın kafası gövdesine gömülü olduğu için öncelikle gözü kendisini görmemiş, kendisini merak etmeden önce kendi dışındaki dünyayı, doğayı merak etmiştir” der.Gerçekten de insanlık tarihine baktığımızda, bilimsel düşünce ve felsefenin ilkin doğa üzerine düşünmekle başladığını; “fizikçiler” olarak adlandırılan ilk filozofların “varlığın temel ilkesi (arke) nedir” ve “varlık değişmekte midir?” sorularını ele alıkları eserlerine “doğa üstüne” (peri füzeos) adını verdiklerini görürüz. Sofistlerle birlikte, felsefe, insan sorununu da içerecek şekilde genişlemeye uğrar. Sokrates ve Platon’a gelindiğinde felsefe neredeyse tüm açılımını gerçekleştirir. Böylece insan yalnız dış dünyaya karşı ilgi ve yönelimini değil, kendine karşı ilgisini de felsefi düzeyde ortaya koyar. Kendini, kendi düşüncesinin konusu haline getirir. Sokrates, insanın kendi içsel gerçekliği ile olan ilişkisini bir buyruk şeklinde formüle eder: “Kendini bil!” Ne var ki, kendini bilmek, yanız bilmekle ilgili bir konu değildir; yapmak, yaşamak ve inanmakla ilgili bir konudur da; “kendini bilirsen hayatının anlamına kavuşursun, erdemli bir hayat sürersin” de demektir. Ama aynı zamanda ve belki de hepsinden önce “kendini bilmek zordur” da demektir. Bütün dinsel ve mistik öğretiler, insanın önüne bu zor ödevi koyarlar: “Ey insan, kendini bil!” İnsanın, kendi insanlık özünü işlemesi, bu zor ödevi gerçekleştirebilme çabasında ortaya çıkar. İnsan kendini bilmeden insan olmanın yüksek erdemlerine de kavuşamayacaktır.