Dünya Görüşü Kavramı ve Yazarın Konumu


Creative Commons License

Taşdelen V.

Hece, ss.83-96, 2013 (Hakemsiz Dergi)

  • Basım Tarihi: 2013
  • Dergi Adı: Hece
  • Sayfa Sayısı: ss.83-96

Özet

Hilmi ziya Ülken, “şahsi tefekkür”ü üçe ayırır: Edebiyat, mistisizm ve felsefe (Ülken, 2004: 7). Bu tefekkür biçimlerinin temel özelliği, bir kişiliğin, bir benliğin ürünü olarak ortaya çıkmalardır. Onları, bilimin ve tekniğin bakışsız, görüşsüz ve hissiz ufkundan ayıran bu şahsi boyuttur. Onlar bize her zaman bir yazarın, bir kişinin ismiyle birlikte ulaşırlar. Bunun anlamı, bir bakış, bir görüş açısından ulaşmaları demektir. Bir romanı, bir şiiri, bir felsefe eserini okurken, yazarını bilmek isteriz. Eser ancak yazarı ile tamamlanır zihnimizde. Yazarının ismi olmayan bir eser, eksiktir, tamamlanmamıştır. Bir yer, konum ve bakış açısı boşluğu içindedir. Eserin bir isimle birlikte ortaya çıkıyor olması demek, bir yer, konum ve bakış açısıyla birlikte ortaya çıkıyor olması demektir. Onlar, felsefe de dâhil, yazarın, şairin, romancının, filozofun bakış açısını yansıtırlar. Bu bakış açısından yoksun bir eser, olgunlaşmamış, belirginleşmemiş, gelişmemiş, bir kişilik, bir üslup hâline gelmemiş bir eserdir.

Bu yazının başlığı “eser karşısında sanatçının konumu” olabilirdi. Ancak böyle bir başlık bile, yazarın konumunu belirlemeye yeterdi. Zira o “karşısında” ifadesiyle, kelimenin ikincil anlamı üzerinden bile olsa yazıya ve yazara peşinen bir konum belirlemektedir. Ama ne yapalım ki, makalenin tam da sormak istediği soru, yazarın eseri karşısındaki konumunun ne olduğu sorusudur. Soruyu, aynı zamanda bir cevap olmaktan kurtarmak için, şu açıklayıcı sorularla destekleyebiliriz:  Yazar eserinin neresindedir? İçinde mi, dışında mı? Tabii ki, şu da var: Eser bir kez yazarın kaleminden çıktıktan sonra, yazarla arasına belli bir mesafe koyar. Hep denildiği gibi, o, yazarı için bir evlat gibidir, ama bu yine de onları aynı kaderin insanları yapmaz; her ikisinin de farklı bir hayatı, farklı bir kaderi vardır. Artık eser, sadece kendisinin bakış açısından çıkmamış, başkalarının bakış ve görüş açısına da girmiştir. Okun yaydan çıkması gibi, bir kez yayınlandıktan sonra, kendine özgü, yazarından özerk bir hayata kavuşmuştur: Okunabilir, irdelenebilir, eleştirilebilir… Bu yapısıyla bir nesne konumundadır; ruhu, bakış açısı ve belirli bir kişiliği olan nesne; insanın içine kendini, kendi yüreğini, bakış açısını, kendi dünyasını, kendi dilek ve temennilerini kattığı bir nesne. Bu eser, bir kez yayınlandıktan sonra dışlaşmış, zaman içinde süreklilik kazanmış, yazarından bağımsızlaşmış, farklı bir hayata kavuşmuştur. Artık onun da kendine özgü iyi ya da kötü, şen ya da sönük, etkili ya da etkisiz, aktif ya da pasif bir hayatı olacaktır. İşte böyle bir eserin oluşumunda, ortaya çıkışında yazarın kendi dünyasının, öznel konumunun etkisi nedir?