ALİYA İZZETBEGOVİÇ’İN DEVLET VE TOPLUM ANLAYIŞINDA İNŞACI BİR UNSUR OLARAK EĞİTİM


Creative Commons License

Taşdelen V.

1. Uluslararası Bir Ülke Bir Bilge Sempozyumu Aliya İzzetbegoviç ve Bosna-Hersek, Gümüşhane, Türkiye, 3 - 05 Ekim 2018, ss.540-553

  • Basıldığı Şehir: Gümüşhane
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.540-553

Özet

Aliya İzzetbegoviç, öncelikle bir düşünür, bir devlet, siyaset ve aksiyon adamıdır. İnsan, devlet, toplum ve siyaset anlayışı bir dünya görüşüne dayanır. Bu dünya görüşü belirli değerleri önceler, belirli değerleri kültürün, gelişmenin ve kalkınmanın temeli haline getirir. Bu değerler, bir insan anlayışı etrafında örüntülendirilebilir. Varlık, bilgi, ahlâk, devlet ve toplum anlayışı insan anlayışında kaynağını bulur. Görüşlerini, insanlığın felsefe, bilim, kültür ve sanat birikimi ile besler. Mevlâna’nın pergel metaforu, onun için de fazlasıyla geçerlidir. Bir ayağıyla İslâm düşüncesinin sabit ve değişkenleri içinde bulunurken, diğer ayağı ile bütün âlemi dolaşır ve bunu kutsal bir yolculuk gibi yapar. Önünde zamanın ve geçmiş yüzyılların biriken teorik ve pratik devasa sorunları vardır (K: 241-253). Kimi zaman hapishanenin, kimi zaman savaşın ve şiddetin zor koşulları altında yazdığı eserleri, bir dönemin tanıklığını yapar. Bu eserlerde çağın sorunları yanında, İslâm kültürünün kendi içindeki felsefi, teolojik, eğitimsel ve kültürel sorunları da vardır. Bir dönem kapanmakta yeni, bir dönem başlamaktadır. Ele aldığı konular, sorduğu sorular, duyduğu kaygılar açısından bakıldığında Mehmet Akif’le benzer yönlerinin olduğu görülebilir. Çırpınışlarında, bir dönemin batışının yeni bir dönemin doğuşunun sancıları sezilir. Şöyle seslenmek ister gibidir: “İnsanlık için, dünya için, İslâm kültürü için, Bosna için, gecikmeden, hemen şimdi, acil olarak bir şeyler yapmamız gerekir; yarın çok geç olabilir.” Onda, gören, anlayan ve sezen bir kişinin bakışı vardır; eserleri felsefe ve edebiyat olmadan önce hayattır, tecrübedir, mücadeledir, hayattan süzülen arı duru damlalardır. Bu açıdan, Aliya’nın eğitim felsefesi denildiğinde sadece eğitim öğretim konusundaki görüşleri anlaşılmamalı; varlık, insan, devlet, toplum, kültür ve medeniyet anlayışı anlaşılmalıdır (DBAİ: 88-94). O, eğitimden sadece bilgiyi, öğrenmeyi anlamaz, geniş anlamda yaşamayı anlar, eylemeyi ve mücadele vermeyi anlar. 

541    

                                                                                                                                        Hepsi, zihinden çıkar, zihne döner; bu da kişiliğin en temel faaliyeti olarak bir yaşama tutumuna dönüşür.  Aliya’da, eğitim, toplumun temeli olarak ortaya çıkar. Öncelikle ailede, daha sonra da okulda gerçekleşir. Bu açıdan öncelikle ahlâk ve değer, ikinci olarak da bilim ve teknik eğitimidir. Bu eğitim biçimi çalışma, üretme, estetik duyarlık (zevk-i selim) eğitimi olarak giderek bütüncül bir yaklaşımı ifade eder (ÖK: 30). İslâm toplumları bu bilgi ve kültürü, bu terbiye ve ahlâkı kazanabilmek için ellerindeki bütün sermayeyi eğitim ve öğretime yatırmalıdırlar; zira tek kazanım noktası burasıdır. Eğitime yatırım yapmadan yapılan bütün yatırımlar eksik ve sonuçsuz kalır. İslâm Deklarasyonu’nda şöyle der: “İslâm dünyasının şu anda bulunduğu aşağı durumdan hızlı bir şekilde kurtulması için birlik ve beraberliğin yanında, öğretim ikinci ve en önemli etkendir. Müslüman ülkeler yeteri kadar sermaye sahibi değildir, öyleyse var olan sermayelerini her şeyden verimli olan öğretime yatırmalıdırlar” (İD, 59). Ancak burada eğitim faaliyeti öğretime, ahlâk ve kişilik eğitimi de fen ve teknoloji eğitimine eşlik eder. Şahsiyet eğitimi, eğitim ve öğretimin ruhu gibidir. Ne eğitimi olursa olsun ister zihin, ister duygu, ister beden eğitimi, öncelikle ahlâk ve değer eğitimi olmalıdır. Aliya, bu konuda Nurettin Topçu ile aynı görüşü paylaşır: Fen ve teknoloji eğitimi verilmeden önce, şahsiyet eğitimi verilmelidir, aksi halde verilen fen ve teknoloji eğitimi zararlı ve yıkıcı bile olabilir (Bkz. Topçu, 1998: 41, 107, 176). Bu konuda şöyle der: “Eğitim [öğretim] kendi başına insanları terbiye etmez; onları daha serbest [özgür], daha insanî kılmaz, fakat daha kabiliyetli, daha verimli, topluma daha faydalı yapar. Tarihin gösterdiği gibi tahsilli insanlar ve milletler kötüye alet olarak kullanılabilirler ve bu işlerde geri kalmış olanlardan daha müessir olurlar” (DBAİ: 91). Aliya’nın eğitim anlayışı somut eğitim pratiklerine dayanır, oradan türer. Şekilci, ezberci, zihni fesada uğratan, insanın iç âleminin gelişmesine katkı sunmayan, köleleştirici bir eğitim pratiği onun ortadan kaldırmak için mücadele ettiği bir anlayışın ürünüdür. O, teorinin ve pratiğin, ahlâkın ve bilimin, tekniğin ve değerin birlikteliğinden oluşan bir eğitim ideali ortaya koyar. Bu ideal, şahsiyet eğitiminin, fen ve teknoloji eğitiminin birlikteliğinden oluşur. Ancak, eğitimden, hepsinden önce şahsiyetin kurulması ve içinde yaşanılan zihin durumlarının yeniden inşası amaçlanır.