Yunus Emre'de Kaygı ve Umut


Creative Commons License

Taşdelen V.

Bizim Külliye, ss.31-37, 2012 (Hakemsiz Dergi)

  • Basım Tarihi: 2012
  • Dergi Adı: Bizim Külliye
  • Sayfa Sayısı: ss.31-37

Özet

Ruhsal ve mental rahatsızlıkların en önemli nedenlerinden biri, dış dünyanın ihtişamı karşında oluşan yetersizlik duygusudur. Bu da tehdit algısına paralel bir şekilde ortaya çıkar. Kişiyi bu duyguya sevk eden şey, rekabet duygusu ve olduğundan daha iyi olma ihtiyacıdır. Bu da içsel gerilimlere, zorlanmalara, kırılmalara neden olur. Bu özelliğe en ileri derecede sahip olan günümüz insanı, her zamankinden daha gergin ve endişeli görünmektedir. Üstelik onun endişesi, iç dünyadaki bir ilke ve prensibe yönelik değil, tümüyle fethedemeyeceği, karşısında yenilgiye uğrayacağı değişkenler karısında, pratik dünyaya ilişkindir. İnsan, bu dünyada kendi gölgesiyle savaşıyor gibidir. Kendini ifade edebileceği, kendini gerçekleştirebileceği biricik alan olarak bu dünyayı görmektedir. Varoluş, hayata doğru akacak şekilde kurulmuş, meyil bu şekilde verilmiştir. Meyil giderek dünyaperestlik hâline dönüşme riski de taşır. Yunus Emre’nin, korku ve kaygı durumları karşısında öne çıkardığı ve “transsendental terapi” olarak adlandırabileceğimiz, temelini aşkın olanda bulan sevgi ve umut hâli, içkin evrenden gelen korku ve kaygıların giderilmesinde temel bir iyileşme durumunu ifade eder. Onun verdiği, her şeyin Tanrı’nın güvencesi altında olduğu duygusu, varoluşun en büyük sigortasıdır. Yunus Emre bize, bu dünyanın gerçeklikleri dışında başka dünyaların kapılarını açar. Bu da, makale içinde “varoluşsal daralma” olarak adlandırdığımız ruh hâlini genişletir, verdiği güven ve iyimserlik hissi ile sevgiyi, sevinci ve umudu temel bir varoluş biçimi hâline getirir.

Yunus Emre’de, metaforik bir ifade ile söyleyecek olursak, anne ve babanın çocuğa verdiği güvenin yerini Tanrı’nın güvencesi alır. Eğer Tanrı ile ilişkimiz sevgi temeline dayalı ise artık hiçbir tehdidin önemi kalmaz. Bunu çağrıştıracak şekilde, “Nitekim ben beni bildüm yakın bil kim Hakk’ı buldum / Korkum anı buluncaydı şimdi korkudan kurtuldum / Ben imdi kimden korkayın korkduğum ıla yar oldum” der. Bu mutlak güveni yakalayınca hiçbir tehdidin önemi kalmaz. “Ebedi var olma” güvencesi, zamanın dar duvarlarını yıkar, varoluşun sınırlı dünyasını sonsuzlaştırır, varlık adeta yeiden keşfedirlir. Bu ruh hâli içinde dünya hayatına ilişkin endişeler aşılır. Güven altında olmak, kişiyi kaygı ve korkudan arındırır, sevince ve umuda sevk eder.

Aşağıdaki makalede, Yunus Emre’nin şiirlerinde ortaya çıkan transsendental terapinin bazı temel ilkeleri belirginleştirilmeye çalışılacaktır.Transsendental terapiyi, manevî esenlik, aşkın sağaltım, manevî şifa, sonsuz iyileşme hâli olarak karşılayabiliriz. Metin okunup bitirildiğinde, ona isteyen istediği gibi bir isim verebilir, “transsendental terapi” ifadesine istediği şekilde bir karşılık bulabilir. Bu makalede transsendental terapinin ne olduğu sorgulanmayacak, ne anlama geldiği konusu üzerinde durulmayacak, daha çok bu olumlu varoluş duygusunun, bu varoluşsal bağlanmanın, ruhsal ve zihinsel süreçlerin, içsel enerjinin yeniden yapılandırılması üzerindeki etkisi üzerinde durulacaktır. Bu ifade en açık anlamıyla, “manevî” olanın zihinsel ve ruhsal süreçlerin yeniden şekillenmesindeki dönüştürücü, iyileştirici ve sağaltıcı etkisine işaret etmek üzere kullanılacaktır. Bu anlamıyla bir bakıma, manevî desteğe, manevî şifaya, manevî güce işaret eder. Ama yalnız bu dünya ile sınırlı bir dönüşüm değildir, eğer öyle olsaydı “aşkın” (transsendental) olmazdı. O, egzistansın ruhuna dolan, kaynağını aşkın evrenden alan ve kişiyi “içkin” (immanent) olan karşısında dirençli kılan bir sevinç ve esenlik soluğudur. Ama burada şöyle bir soru da sorulabilir, hem sorulmalıdır da: Kierkegaard’un deyişi ile, iki varoluş arasındaki ilişki olan birey ve Tanrı arasındaki sevgi temeline dayalı ilişki, bir zaman ve mekân içinde, sonlu ve sınırlı bir hayatı yaşamaya yazgılı olan ekzistansın tehlikelerden, belalardan, varoluşsal acılardan kurtulduğu anlamına mı gelir; bunu söyleyebilir miyiz? Gerçek şudur: Dünya insanın çeşitli acılar yaşayacağı, çeşitli sıkıntılara gireceği bir yerdir. Bundan kaçınamaz. Ama yine de onun, hastalık, ayrılık, ölüm gibi varoluşun sınır durumları ile karşılaşması, umutsuzluğa düştüğü anlamına gelmez. Tanrı ile olan ekzistansiyel bağ, ona metafizik bir sıçrama yaptırır ve ölüme giderken bile ölümsüz olduğu inancıyla kendisini besler, sonsuzluk verir. Yunus, bu söylenenleri pekiştirecek şekilde şunları söyler: “İy pâdişah iy pâdişah her dem işin düze-durur / Dünya anun bustânıdur sevdüğini üze-durur… Canlar bâki değül tende di birkaç gün geze-durur.