20. Türkiye Harita Bilimsel ve Teknik Kurultayı, Ankara, Türkiye, 1 - 03 Ekim 2025, (Yayınlanmadı)
Bu
çalışma, 2024 yılında yayımlanan “Arazi ve Arsa Düzenlemelerinde Kamulaştırma
Amaçlı Tahsis Yaklaşımı” temel alınarak, 11 Eylül 2025 tarihli yönetmelik
değişiklikleri doğrultusunda güncellenmiştir. Arazi ve arsa düzenlemesi,
Türkiye’de son yıllarda yapılan mevzuat değişiklikleriyle kırsal dönüşümden
kentsel planlamaya uzanan sürecin en önemli uygulama aracı hâline gelmiştir.
Ancak, düzenleme ortaklık payı (DOP) sınırının aşılması durumunda ortaya çıkan
edinim yöntemleri ve bu yöntemlerin uygulanabilirliği, idareler açısından hâlen
önemli hukuki ve teknik belirsizlikler içermektedir.
Tarihsel
süreç incelendiğinde dört dönemin öne çıktığı görülmektedir:
(1) 1985–2019 arası dönemde DOP sınırını aşan alanlar doğrudan kamulaştırma
yoluyla edinilmekteydi.
(2) 2020–2021 döneminde yürürlüğe giren yönetmelikle, kamulaştırılmak üzere
tahsis yöntemi ve öncelik sıralamaları getirilmiş; ancak uygulamada hangi
alanların öncelikli olacağı belirsiz kalmıştır.
(3) 2021–2025 arasında Danıştay kararlarıyla bu tahsis hükmünün yürütmesinin
durdurulması, edinim yöntemlerinde ciddi bir boşluk yaratmıştır.
(4) 2025 düzenlemesi ile bu belirsizlik giderilmeye çalışılmış, DOP oranı %45’i
aştığında öncelikle tescil harici, belediye veya Hazine taşınmazlarının
bedelsiz kullanımı öngörülmüş; bunların yetersiz kalması hâlinde imar hakkı
aktarımı veya kamulaştırma yoluyla edinim tanımlanmıştır.
Ancak,
aynı fonksiyon sınıfındaki kamu hizmet alanları arasında (örneğin sağlık
ocağı–hastane gibi) hangi alanın öncelikli olacağına dair düzenleme eksikliği
sürmektedir. Bu durum, kamulaştırma yükünün idareler arasında paylaşımı ve DOP
hesaplamalarının doğruluğu açısından uygulama sorunlarına yol açmaktadır.
Çalışmada yapılan örnek uygulamalar, DOP kesintisi yapılamayan parsellerin
bulunması hâlinde kamulaştırılmak üzere tahsis yönteminin fiilen uygulanamaz
hâle geldiğini göstermektedir.
Sonuç
olarak, kamulaştırma amaçlı tahsis yaklaşımının sürdürülebilir olabilmesi için;
parsel bazında çakışma oranlarını, alan dengelerini ve kamusal hizmet
gereksinimlerini bütüncül biçimde dikkate alan, hesaplama modelinin geliştirilmelidir.
Mevcut yöntemin, uygulamada öngörülen kamulaştırma yükünü adil biçimde
dağıtamadığı ve idari süreçlerde belirsizlik yarattığı görülmektedir. Bu
nedenle, ya söz konusu yaklaşımın teknik ve hukuki açıdan yeniden
yapılandırılarak geliştirilmesi ya da tamamen yürürlükten kaldırılarak kamusal
alan edinimini daha öngörülebilir ve mali sürdürülebilir araçlara dayandıran
alternatif bir sistemin benimsenmesi gerekmektedir.