Edebiyatın Derin Duyguları


Creative Commons License

Taşdelen V.

Mahalle Mektebi, ss.69-72, 2014 (Hakemsiz Dergi)

  • Basım Tarihi: 2014
  • Dergi Adı: Mahalle Mektebi
  • Sayfa Sayıları: ss.69-72

Özet

“Aşk”, insanlığın en yaygın ve en etkili yaşantılarından biridir. Bunun nedeni, insandaki güzellik duygusudur. Her insanda, az ya da çok güzelliği tanıyan ve ondan etkilenen bir yeti vardır; Fuzûli onu bir gazelinde “âşıklık istidadı” olarak niteler. İnsanın dünyayı yurt edinişinde, yeryüzüne bağlanışında, birbiriyle olan ilişkilerinde, aile oluşunda, soy haline gelişinde, Tanrı ile kurduğu bağlantıda, aşkın güçlü etkileri vardır.

Aşk, sarmaşık anlamına gelen Arapça bir sözcüktür. Sarmaşık, hava gibi kuşatır, giysi gibi bürür, sarıp sarmalar. Bir müddet sonra gövdesine ve dallarına sardığı ağaç görünmez olur. Yunus’un şiirlerinde geçen “ışk” da, benliği sarıp sarmalayan ve kişiyi kendi “rengine boyayan” bir nitelik taşır. Aşk yaşantısı, aşkla gelişme, aşkla güzelleşme, aşkla iyiliğin ve dinginliğin yolunu tutma anlamında, insanı olgunlaştıran ve terbiye eden bir tecrübedir. Kişinin aşkla yeryüzüne bağlanması, hayata doğru atabileceği en olumlu adımlardan biridir. Bu deneyimde kişiyi adım adım geliştiren, adım adım olgunlaştıran, adım adım yücelten bir nitelik vardır. Tabii, sarmaşığın, sarıp sarmalama özelliği, olumsuz bir tarzda da ortaya çıkabilir. O, insan varlığını sarıp sarmalayan haliyle bir hastalığa dönüşme potansiyelini de taşır. Bu haliyle bir ağacı sıkıca saran sarmaşık onu nasıl kurutursa, aşk da uygun bir gelişim göstermediği takdirde, insan varlığını aynı şekilde etkileyebilir. Belki bu nedenle, Platon onu bir diyaloğunda, bir tür “hastalık” olarak niteler. Ama bir başka diyaloğunda, bir “güzellik sevgisi” olarak, tüm erdemlerin kökeni ve insanı tüm erdemlere ve nihayetinde mutlak güzelliğe (auto to kalon) götüren güçlü bir duygu ortaya koyar. Buna göre, aşk bir varlık ve varoluş bilincidir. Varlığı, bir güzellik ilkesi etrafında görünür, algılanır ve yaşanır kılan kişi, güzelliğin “seyir” hali içinde, olgunlaşma ve arınma yolunda bir gelişim de gösterir. Yunus, bu hali, “mana evine dalmak” ve “vücudu seyran kılmak” olarak niteler. Burada yüksek ve kavrayıcı bir bilinç söz konusudur. Burada fanilik ve ebediyet, varlık bilinci içinde, güzellik duygusuyla bütünleşir. Güzelliğin bu seyir halinde, kendi sonlu ve sınırlı benliğinden sıyrılıp sonsuz bir varoluş halinde kendini ifade etmek söz konusudur. Bu süreçte aşk, Platon’un da dile getirdiği üzere, göreli güzellikle (kendini belirli bir zamanda, belirli bir kişiye göre, bir elde, bir yüzde dışa vuran güzellik) sınırlı değildir. Göreli güzellikten söz ve düşünce güzelliğine, söz ve düşünce güzelliğinden eylemdeki güzelliğe, eylemdeki güzellikten bilgideki güzelliğe, nihayet tüm güzelliğin kendisinden çıktığı güzelliğin tözüne, Mutlak Güzelliğe açılır. Bu süreç aynı zamanda düşüncede, eylemde ve bilgide güzelliği ortaya koyduğu için, insanlığın edebiyat, sanat, düşünce, hukuk, yönetim gibi bütün soylu değerlerini de türetir; güzellik duygusu bu alanlarda da cisimleşir. Platon bu “ruhsal ölümsüzlük”ü soyun türemesiyle gelen “biyolojik ölümsüzlük”ten daha ileri ve daha yüce bir durum olarak görür. Buna göre her yüce değerin temelinde aşk vardır; her ölümsüz çabanın bitimsiz enerjisi, aşktır.