Kemal Tahir'in Medeniyet Anlayışı


Creative Commons License

Taşdelen V.

Hece, ss.15-25, 2012 (Hakemsiz Dergi)

  • Basım Tarihi: 2012
  • Dergi Adı: Hece
  • Sayfa Sayıları: ss.15-25

Özet

Kemal Tahir’in eselerinde edebiyattan tarihe, sosyolojiden felsefeye zengin bir doku vardır. O, roman, hikâye, şiir gibi türlerin yanında, bu çalışmalarına zemin oluşturacak sosyolojik, ideolojik, felsefi çözümlemeler de yapmış, bunları notlar haline getirmiştir. Onun eserlerinde doğrudan bir medeniyet sorgulaması, bu konuda felsefi ve kavramsal düzeyde bir çözümleme girişimi bulunmasa da her bir çalışmasının baştan sona bu kavram etrafında dönüp dolaştığını söyleyebiliriz. Söz konusu çalışmalarda açıkça görülebilecek iki temel medeniyet halkası vardır. Bunlardan biri Doğu, diğeri ise Batı oluşum halkasıdır. Onun eserleri başlıca bu iki gerçeklik alanından beslenir; doğrudan ya da dolaylı şekilde doğu ve batı gerçeğini tanımaya çalışır.

Kemal Tahir’in ilerlemeci bir tarih anlayışı vardır. Ona göre insan, yeryüzündeki uzun tarihi içinde sürekli olarak ilerlemiş, bağrında yaşadığı doğa ile mücadele halinde kendini geliştirmiş, doğa ile mücadele ederken bir yandan da kendi insani dünyasını inşa etmiştir. Bu inşa biçiminde sadece doğa ile değil, insanın hemcinsleriyle mücadelesi de söz konusudur.  Bu mücadele süreci içinde sınıfsız toplumdan sınıflı topluma doğru evrilmiş,  feodaliteden burjuvaziye, oradan da yeniden sınıfsız topluma doğru yönelmiştir. Bu süreç, sınıflar arası savaşımın da sürecidir.[1] İnsan, aralıksız çatışmalar, mücadeleler, engeller, krizler, art arda sıçrayışlar içinde gücün ve bilincin daha yüksek derecelerine doğru ilerlemiştir.[2] Bu gelişim süreci, medeniyetleri de üreten bir süreçtir. İçinde insanın kendini geliştirdiği tarih süreci, aynı zamanda medeniyetlerin oluştuğu bir süreçtir de. Bu nedenle medeniyetlerin ortaya çıkması, birdenbire olmamış, zamanın geçmesi, bir yaşanmışlığın ortaya çıkması, ekonomik ve sosyal tutumların belirmesi gerekmiştir. İşte Doğu ve Batı medeniyetleri, en üst kategoriler olarak bu yaşanmışlığın, bu ekonomik ve sosyal tutumların adıdır....



[1] “Uygarlığın temeli, bir sınıfın başka sınıfça sömürülmesi olduğu için uygarlığın bütün gelişimi sürekli bir çatışma içinde gerçekleşir… Sınıfsız toplumlardan sınıflı toplumlara geçişin genel hareketi tarihin temel taşıdır.” Kemal Tahir, Sosyalizm, Toplum ve Gerçek, haz. Cengiz Yazoğlu, Bağlam Yayınları, İstanbul, 1992, s. 266, 344.

[2] Kemal Tahir, Sosyalizm, Toplum ve Gerçek, s. 38-39.