Yunus Emre'nin Şiirlerinde Sevgi


Creative Commons License

Taşdelen V.

EskiYeni Şehir Kültürü Dergisi, ss.90-96, 2011 (Hakemsiz Dergi)

  • Basım Tarihi: 2011
  • Dergi Adı: EskiYeni Şehir Kültürü Dergisi
  • Sayfa Sayısı: ss.90-96

Özet

Düşünce tarihine baktığımızda, sevgi üzerine yazılanlar ve söylenenler, çok eskilere gider. Empedokles, evrendeki dört unsurun sevgi ile bir araya gelip varlığı, nefretle ayrışıp yokluğu oluşturduğunu söyler. Platon, Şölen (Symposion) diyaloğunda aşkın ne olduğunu, insana hangi aşamalarda hangi güzellikleri kattığını, aşkla hangi içsel sürecin yaşandığını anlatır. Sokrates’in Diotima ile olan diyaloğu, sevgi hakkında söylenebilecek en ileri düşünceleri içerir. İbn Sina Risale fil Mahiyat al Aşk’ta sevginin tüm varlık içindeki var edici gücünden söz eder. İbn Arabi, İbn Hazm gibi Endülüslü filozoflar da, geniş kapsamı içinde, ontolojik ve varoluşsal düzeyde aşkı anlamak ve anlatmak isterler. Yunus’ta ve Mevla’na da baştan sona aşkı terennüm ederler; bir adım daha atarak birey ve Tanrı ilişkisini de aşkla anlama çabası içine girerler. Aşkla imanı birbirinden ayırmazlar; bu şekilde imanı aşkla anlaşılır kılmaya çalışırlar. Yunus’ta aşk, salt düşünce konusu değildir; bir yaşama, inanma ve varolma konusudur. O, varlığı, hayatı ve insanı aşkla anlayan, aşkla anlamlandıran bir düşünür-şairimizdir. Aşk, onda bir varolma biçimidir. Belki bu nedenle “ışksuz insan hayvan olur” der bir şiirinde; bu şekilde insanın aşkla insan olması gerektiğine işaret eder. Buna göre aşk; eti, kanı ve kemiği insana çeviren bir simya işlemi gibidir.



[1] Yunus Emre’ye göre de, aşk, varlığın her zerresine yayılmıştır. Varlık aşkın eseridir. Şöyle der: “Yir gök tolu bu ışk durur” (158).