IV. Uluslararası Osmanlı İzleri Sempozyumu, Edirne, Türkiye, 27 - 28 Kasım 2025, ss.182-187, (Özet Bildiri)
Bahçe sanatında doğayı taklit etme anlayışı, tarihsel süreçte farklı dönemlerde çeşitli biçimlerde yorumlanmıştır. 18. yüzyılda İngiliz bahçesi anlayışının gelişmesiyle yapay kaya estetiği, tasarıma özgün bir kimlik kazandırmıştır. Bu dönemde doğaya benzer, rastlantısal görünümlü manzaralar oluşturma eğilimi öne çıkmış; kayalık yamaçlar, mağaralar ve dere yatakları gibi doğal görünen ama insan yapımı öğeler kullanılmıştır. Başlangıçta gerçek kayaların harçla birleştirilmesiyle yapılan tasarımlar (De Bruyn ve Lombaers, 2021:61) 19. yüzyılda endüstrileşmenin hız kazanması ve çimentonun yaygınlaşmasıyla teknik dönüşüm geçirmiştir (Mazeran, 2018: 132). Geleneksel taş ustalığına dayalı yöntemlerin yerini tel örgü ve harç kaplama tekniklerinden oluşan yapay kaya uygulamaları almış (Historic England, 2008: 8; De Bruyn, 2018: 30), böylece hem doğa formunun taklidi hem de yapısal bütünlük sağlanmıştır. Yapay kayalar İngiltere’de James Pulham&Sons firmasının geliştirdiği özel formüllü “Pulhamite” çimento harcıyla kamu parklarından özel mülklere kadar doğal görünümlü yapılar üretmek için kullanılırken (Komara, 2004: 7; De Bruyn, 2018: 29; De Bruyn ve Lombaers, 2021: 61-62; Historic England, 2008: 22-33; Hitching, 2012), aynı dönemde Fransa’da rocailleur olarak bilinen zanaatkârlar benzer şekilde yapay kayalarla el işçiliğine dayalı peyzaj öğeleri üretmiş ve özgün bir ustalık geliştirmişlerdir (De Bruyn ve Lombaers, 2021: 59). Bu süreçte botanik bilimindeki gelişmeler, yapay kayaların yalnızca biçimsel değil, bitki yerleşimine ve su akışına olanak tanıyan geçirgen yüzeylerle doğaya uyumlu hale gelmesini sağlamıştır (Historic England, 2008: 8-9; De Bruyn, 2019: 13, Komara, 2004: 6). Osmanlı bahçecilik geleneği, doğayla uyumlu, su öğeleriyle zenginleştirilmiş simetriden uzak alanlar oluşturmayı amaçlamıştır. Batılılaşma hareketiyle simetrik ve süsleyici (Barok) bir düzene girmiş, 19. yüzyılın ikinci yarısında ise pitoresk peyzaj anlayışı benimsenmiştir (Aslanoğlu Evyapan, 1974: 49; Akdoğan, 1995: 11-14). Bu dönemde saraylardan sivil konutlara kadar uzanan bahçelerde görülen yapay kaya ve grotto örnekleri hem modern peyzaj anlayışını hem de yeni inşa tekniklerini yansıtır. Genellikle su öğeleriyle ilişkili olarak, grottolar veya yürüyüş yolları boyunca küçük pitoresk dekoratif unsurlar şeklinde konumlandırılmışlardır (Uğuryol, 2022). Günümüze ulaşan yapay kayaların çoğu, çimento harcın taş, tuğla ve tel örgüyle ustaca birleştirilmesiyle inşa edilmiştir. Mala, fırça gibi el aletleriyle yapılan detaylı yüzey modellemeleri zanaatın özgünlüğünü korumuştur (Oliveira 2017’den aktaran Magalhães, 2017: 45; Historic England, 2008: 8). Doğal taşlara benzetmek için boyanan yüzeyler zamanla solmuş, sarmaşık gibi bitkiler yapay görünümü gizleyerek doğal bir etki yaratmıştır (André, 1879: 513- 514; De Bruyn, 2018: 32; Magalhães, 2017: 23; De Bruyn ve Lombaers, 2021: 62). Hatalı restorasyon ve bakımsızlık, yapay kayaların özgünlüğünü bozmakta; kontrolsüz bitki gelişimi ve metal korozyonu çatlaklara yol açmaktadır. Doğal etkenler de yapının bütünlüğünü tehdit etmektedir. Koruma çalışmalarında bu öğeler, yalnızca estetik değil, malzeme bilgisi ve zanaatkarlığın birleştiği özgün yapılar olarak ele alınmalıdır.
Yapay kayaların tasarım ve malzeme özelliklerinin belgelenmesi, özgünlüklerinin korunması açısından oldukça önemlidir. Bu öğeler yalnızca estetik değil, aynı zamanda dönemin yapım tekniklerini ve Batı etkilerini yansıtır. Özellikle geç Osmanlı dönemi bahçelerindeki yapay kaya uygulamalarının belgelenmesi, bu tekniklerin imparatorluk bağlamındaki yorumunu anlamak açısından ayrı bir öneme sahiptir. Bu doğrultuda çalışmanın amacı, yok olma riski altındaki yapay kaya örneklerini belgeleyerek uygun koruma yaklaşımlarına katkı sağlamaktır. Bu kapsamda karşılaştırılabilir örneklerin bulunduğu, kamuya açık ve özel izin gerektirmeyen alanlar tercih edilmiş, yüzey harçları müdahale görmüş ancak özgünlüğünü koruyan bazı bahçeler ise malzeme tespiti dışında bırakılarak değerlendirmeye alınmıştır. Çalışma alanı olarak Yıldız Sarayı Dış Bahçesi, Şehzade Köşkü Bahçeleri, Hamidiye Cami ile Çamlıca Bahçesi, Abraham Paşa, Fethi Paşa, Cemile Sultan ve Küçük Çamlıca Koruları seçilmiştir. Seçilen alanlardaki yapay kayalar; konumları, kullanılan malzemeler, harç kalınlıkları, renk özellikleri ve yüzey dokuları (görsel ve mikroskobik düzeyde) açısından incelenmiştir. Ayrıca tarihi haritalar ve arşiv fotoğraflarıyla bahçe içindeki konumları ve tasarım özelliklerine dair ek veriler elde edilmiştir. Böylece bahçeler arası tasarım benzerlikleri ve farklılıkları karşılaştırılmıştır.
Kaya bahçeciliği sanatı 19. yüzyılda İngiltere’de ortaya çıkmış ancak teknik açıdan Fransa’da gelişim göstermiştir (De Bruyn ve Lombaers, 2021: 59). Her ne kadar Fransa’daki uygulamalar 18. yüzyılda Aydınlanma Çağı ile doğal manzara tasarımına yaklaşsa da biçimsel ve dekoratif uygulamalar daha yaygındır (De Bruyn ve Lombaers, 2021: 61). İngiliz tarzı ise daha sade ve doğaldır. Bu çalışmada incelenen yapay kayalarda da bu yalın estetik gözlemlenmekte; bu da İngiliz tarzının benimsendiğini göstermektedir. Nitekim II. Mahmud döneminde saray bahçıvanı Sester’in İngiliz peyzaj modelini Osmanlı bahçelerine uygulamaya başlaması bunu desteklemektedir (Türker, 2023: 94-95). Çamlıca Bahçesi, Yıldız Hamidiye Camii ve Malta Köşkü çevresindeki alanlarda yapay kayalar daha küçük ölçekli tasarlanırken, diğer incelenen alanlarda su yolları boyunca daha büyük ölçekli uygulamalara yer verilmiştir. Çekirdek kısmında genellikle kaya parçaları kullanılmış; ancak Has Ağıllar ve Fethi Paşa Korusu’nda tuğlanın kaya parçalarıyla birlikte kullanıldığı belirlenmiştir. Metal kullanımına yalnızca Şehzade Köşkleri bahçesi ve Küçük Çamlıca Korusu’nda rastlanmıştır. Çekirdek kısmın üzerinde ise yapay kayalar için karakteristik olan çimento harcı kullanıldığı düşünülmektedir. Harç kalınlıklarının doğal kaya görünümünü taklit edecek şekilde değişken uygulandığı, aynı yüzeyde dahi farklılıklar gösterdiği gözlemlenmiştir. Hafif dokulu yüzeylerde, mikroskop altında iri agregalar belirginleşmiştir. Bu durum, üretim aşamasında yüzey uygulamaları yoluyla agregaların bilinçli olarak öne çıkarıldığını, ancak zamanla malzemenin aşınmasıyla daha da belirginleşmiş olabileceğini düşündürmektedir. Renk ölçüm sonuçlarının aritmetik ortalamalarına göre yapay kayalar üç grupta toplanmıştır:(1)Yıldız Sarayı Dış Bahçesi, Cemile Sultan Korusu;(2)Fethi Paşa ve Abraham Paşa Korusu;(3)Şehzade Köşkleri Bahçesi ve Küçük Çamlıca Korusu. Bu farklılıklar kullanılan pigmentlerin ve agregaların çeşitliliğinden (André, 1879: 33; Historic England, 2008: 8), çevresel koşullardan veya zamanla oluşan patina etkisinden kaynaklanıyor olabilir. Elde edilen bulgular, geç Osmanlı bahçeciliğinde yapay kaya uygulamalarının estetik anlayış, teknik gelişim ve kültürel etkileşimin birleştiği özgün bir peyzaj öğesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymakta; aynı zamanda bu öğelerin korunmasına yönelik çalışmalara da katkı sağlamaktadır.
The concept of imitating nature in garden art has evolved throughout history. With the rise of the English garden style in the 18th century, artificial rockwork gained a unique identity. Nature-like, random-looking landscapes were created using man-made features such as rocky slopes, caves, and stream beds. Initially made by combining real rocks with mortar (De Bruyn, 2018: 29), these structures underwent a technical shift in the 19th century due to industrialization and the use of cement (Mazeran, 2018: 132). Traditional stone masonry gave way to wire mesh and mortar techniques (Historic England, 2008: 8), ensuring both natural imitation and structural stability. In England, “Pulhamite,” a special cement mortar by James Pulham&Sons, was used for rockworks in various settings (Komara, 2004: 7). In France, rocailleurs crafted similar elements by hand and developed a unique craftsmanship (De Bruyn & Lombaers, 2021: 59). Botanical advancements enabled more natural integration through permeable surfaces that supported plant growth and water flow (Historic England, 2008: 8–9). Ottoman garden design focused on asymmetrical, water-rich spaces in harmony with nature. Westernization introduced a Baroque order, followed by a picturesque style in the late 19th century (Aslanoğlu Evyapan, 1974; Akdoğan, 1995). Artificial rockworks and grottos from this era, in both palace and civilian gardens, reflect modern landscaping and new techniques. These were usually placed along water features or walkways as decorative elements (Uğuryol, 2022). Most surviving artificial rockworks were built by skillfully combining cement mortar with stone, brick, and wire mesh. Hand tools shaped the surfaces, preserving craftsmanship (Oliveira 2017, cited in Magalhães, 2017: 45). Surfaces painted to mimic stone faded over time, while climbing plants softened the artificial look (André, 1879: 513). Improper restoration and neglect compromise the authenticity of artificial rockworks; uncontrolled plant growth and metal corrosion cause cracks. Natural factors also threaten the structural integrity. In conservation efforts, these elements should be treated not only as aesthetic features but as unique structures combining material knowledge and craftsmanship. Documenting the design and materials of artificial rockworks is essential. These structures reflect construction techniques and Western influences of the period. In late Ottoman gardens, documentation reveals how such techniques were interpreted imperially. This study aims to support conservation by recording endangered examples. Public areas with comparable features were selected, while altered sites were reviewed visually only. The study focuses on Yıldız Palace Outer Garden and Şehzade Residences Garden, Hamidiye Mosque Garden, Çamlıca Garden and the groves of Abraham Paşa, Fethi Paşa, Cemile Sultan and Küçük Çamlıca. Artificial rocks were examined for location, materials, mortar thickness, color, and surface texture (visual and microscopic). Historical maps and photographs provided additional context for comparing design similarities and differences.
Rock gardening began in 19th-century England and advanced technically in France (De Bruyn & Lombaers, 2021: 59). Though 18th-century France leaned toward naturalism, decorative styles prevailed (De Bruyn & Lombaers, 2021: 61). The English style was simpler and more natural, as seen in the examples studied. Court gardener Sester’s use of the English model in Ottoman gardens during Mahmud II’s reign supports this (Türker, 2023: 94–95). In gardens of Çamlıca, Malta Pavilion and Yıldız Hamidiye Mosque, artificial rockworks were designed on a smaller scale, while larger-scale applications were used along water channels in other sites. The core was generally formed using rock fragments; however, in Has Ağıllar and Fethi Paşa Grove, bricks were also used alongside rocks. Metal elements were observed only in Şehzade Residences Garden and Küçük Çamlıca Grove. It is believed that a characteristic cement mortar was applied over the core structure. The thickness of the mortar was applied in varying degrees to mimic the appearance of natural rock, even within the same surface. On lightly textured surfaces, large aggregates became more visible under the microscope. This suggests that aggregates were deliberately emphasized during the production phase through surface techniques, but became more pronounced over time due to material erosion. Based on the arithmetic averages of color measurements, artificial rockworks were grouped into three categories: (1)Yıldız Palace Outer Garden and Cemile Sultan Grove; (2)Fethi Paşa and Abraham Paşa Groves; (3)Şehzade Residences Garden and Küçük Çamlıca Grove. These differences may result from the variety of pigments and aggregates used (André, 1879: 33; Historic England, 2008: 8), environmental conditions, or the patina effect developed over time. The findings suggest that artificial rockworks in late Ottoman gardening should be considered unique landscape elements shaped by aesthetic values, technical advancements, and cultural influences, while also informing future conservation efforts.